23 Eylül 2015 Çarşamba

15.GÜN BELKAHVE-EV (Konak/İzmir) 37 km 9 Eylül 2015 (BÜYÜK TAARRUZ BİSİKLET TURU)



  Gece 11 gibi yattım ama sadece yattım.Sonra zaten gece boyu aralıksız bir tır sesi vardı. Bu sefer de tır sesi, rüzgârdan sallanan çadır uyutmadı. İlk ve son geceler taarruzun en heyecanlı anları olduğunu hatırlatıyordu.
  9 Eylül heyecanıyla erkenden gözümü açtım. Saat 05.30 da hava karanlıktı. Çadırımın kapısını doğru yöne koymuşum ki İzmir e bakarak aşama aşama karanlıktan aydınlığa geçişini takip ettim. İzmir’de büyüdüm ve ilk kez bu noktadan İzmir’e böyle keyifli bakabildim. Benim için ayrı bir keyif oldu.
    Çadırlarımızı bu yolculukta son kez topladık. Osman KUTLU Bey bizlerin katılım belgelerimizi ve hediyesi olan “Bir Genç Subay’ın Hatıraları” kitabını takdim etti. Havada “İzmir’in Kurtuluşu rüzgârı” esiyordu. Tören için farklı branşlardan genç sporcular geldi. Biz de Tören alanındaki bisikletçiler bölümünde yerimizi aldık. Tören kısa öz ve etkiliydi.
  
    Tören sonrasında bir haber kanalına demeç veren İzmir Milletvekili Mustafa BALBAY demecinde bizden de bahsettiğini söyledi. Daha sonra turun Belkahve başlangıç komutunu verdi. Bu etkinlik için elinden ne gelirse yapmaya hazır olduğunu bizimle paylaştı.
    Coşkun abinin bizlere hatırlatmasının da etkisiyle Kocatepe’den beri pedallayanlar olarak en önde yer aldık. En ön sıradan ben ve yanımda turun baştan sona tamamlayan tek kadın olan Aynur Güney Hanım vardı.
   
  İlk olarak Halkapınar Şehitliği’ni ziyaret ettikten sonra Konak Hükümet Meydanı’na giriş yaptık. Hükümet Konağı önünde Afyon valisinin ekibimize verdiği Türk Bayrağı’nı İzmir Vali yardımcısına teslim ettik. Ve oradan Saat Kulesi önündeki törenimize başladık. Katılım madalyamı İzmir Lions kulübü yöneticisi taktı. Bu ap ayarı bir gururdu benim için. Madalya töreninden sonra hızlıca azalmıştık.  
 Kalanlarla beraber beni karşılamaya gelen yakınlarımla da birlikte keyif çaylarımızı yudumladık.  Fevzi nin otobüsüne kadar kalan süreyi İzmir’de dolaşarak muhabbetle geçirdik.
   Eve vardığımda son 4 gündür delik olan ayakkabılarımı değiştirme vaktiydi. Ayaklarda özel ayakkabılarla kazanılmamıştı bu savaş.

13 Eylül 2015 Pazar

İSTANBUL- ULUBORLU BİSİKLET TURUNDAN SONRA EKİM 2013




İSTANBUL SÜLÜKLÜ(KONYA) ULUBORLU(ISPARTA) BİSİKLET TURU SONRASI KENDİMLE RÖPORTAJ


         Sizi tanıyalım
         1990 İzmir doğumlu, aslen Uluborlulu, İstanbul  Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Doğa sporlarına ilk başlangıcım dağcılıkla oldu, sonra orienteering ve bisikletle devam ettim. Ve en son çıktığım bisiklet turu en keyifli noktası.
         
        Size bu ilhamı veren kim oldu? İlk tura çıkma niyetiniz ne zaman ortaya çıktı?
        İlk olarak duyduğum parasız yola çıkan Hasan Söylemez beni etkilemişti. Amaç "Yolda olmak, siz hele bir çıkın" demişti. Kafamda ilk tura çıkma fikrinin netleşmesi 2012 yılında Dağ Filmleri Festivali'nde Soner - İnci - Tibet Çınar Sarıhan ailesinin Söyleşisinde şuan üzerimiz "Gitme, yola çıkma virüsü var" dediğinde o virüs bulaştı. O an aklımda yine köklerime doğru olan farklı bir rotadan "Uluborlu'ya bisikletle gitme" fikriyle şekillendi. Söyleşi bitiminde yolculuğum için kararımı vermiştim. Ancak bir takım yolculuk sonrasında  insanlara karşı yapmakla yükümlü olduğum şeylerden dolayı, "Ya ummadık bir yerden ayağım kırılır, bir şey olurda o sorumluluğu yerine getiremezsem" diye geçen yaz yolculuğa çıkamadım.     
       
       Hangi güzergahı planladınız? Hangi güzergah gerçekleşti?  Rotaya nasıl karar verdiniz? Neden bu rota?
       Ailemde bazı insanların bana "Rol yapma" lafı beni çok sıkmıştı. Bu nedenle "Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol." diyen Mevlana'yı ziyaret ederek köklerime doğru yolculuk yapmak isteğimle bu rota ortaya çıktı. Ancak tur koşullarında abimin aşırı ısrarı nedeniyle Sülüklü'den sonra yolculuğu 1 2 gün kısaltma telaşına düştüm. O günlerde gün boyu bulut kaplı olup, akşama yağmura çeviren İç Anadolu'nun sıkıcı havasından iyice sıkılmıştım.
    
     Hazırlıklarınız neler oldu?
   Öncelikli hazırlığım kendimi zihinsel olarak bisiklet turuna hazırlamak oldu. Hazırda zaten çadırda uyumak benim için kolay bir şey olmakla birlikte, kampçılık konusunda pratik olmam konaklama konusunda kendimi güvende hissettirtti. Ayrıca bisiklete eklenmesi / düzeltilmesi gereken parçalar hakkında uzun yolculuklar yapmış arkadaşıma akıl danıştım. Paraya kıyıp zırhlı lastik almam iyi oldu. Heybeyi çok öncesinde birlikte tur yapmaya niyetlendiğimiz bir arkadaşımla birlikte çoktan almıştık (ebayden). İnternetten bulduğum malzeme listelerini inceledim, sonrasında kendi sağlık, keyif alma durumlarımı da göz önünden bulundurarak kendime göre şekillendirdim. Tura çıktığım arkadaşlarım bisikletle ilgili eksikliğini hissettiği parçaları ayrıca sordum. Çünkü demir atımla çıktığım yolculukta atın hastalanması, aniden yere yığılması tek başına yola çıkan beni çok zor bir durumda bırakabilirdi. Yaklaşık 2 yıldır bisiklet turu yapmış kişilerin yazılarını keyifle okuyorum. Bu yazılarda onların deneyimlerinden yolculuk hakkında epey bilgim oldu. En son Soner -İnci Sarıhan 'ın yazdığı "Pedalımda 5 Ülke" kitabını okudum.
    Ailenize bu durumu ne zaman, nasıl açıkladınız?
     Öncelikle bisikletime iyi bir bakım, parça yenileme yapıldıktan sonra yolculuğa olan güvenim daha da arttı. Bisiklete yapılan bakım hiçbir zaman boşa değildir, yolculuğa çıkmasam da yaz bitiminde yine bisiklete bineceğim sonuçta. İlk olarak en ikna edebileceğim kişi olan abime onun anlayabileceği dilde yolculuğu anlattım. Güzergahım, cümlelerim netti. Kendisi sunum dinlemeye çok alışık olduğu için anlatımım adeta bir sunum havasında geçti. Yola çıkacaklara da önerimdir. Yolculuğu anlatmaya akrabalarınız arasında bu durumu ilk olarak en anlamaya, size destek vermeye yakın olan kişiyle başlayın, sonra onunla birlikte ailenizi ikna ettiğiniz anda işlem tamamdır. Gerisine zaten duyurmayın, zehirli cümleleriyle hevesinizi kaçırabilir, düşüncelerinizi kirletebilir.

     Yolculuk tam olarak nerde başladı sizin için?
      Yalova'da feribottan inip tek başıma sürüşe başladığımda. Uzun süredir o anı bekliyordum. O an tamamen tek başıma ve yolculuğa başlamıştım.Ondan önce feribot yolculuğunda da tura çıkanlarla denk geldiğim için yolculuğuma dahil edemiyorum.

      Nerelerde uyudunuz?
     Güvenli bir yere kurduğum çadırımda, mola yerindeki uzun koltukta, güvenli bir yere (çay bahçesi) serdiğim uyku tulumumda, köy misafirhanesinde.

     9 günü kısaca anlatmak isteseniz?
     İlk gün büyük bir heyecanla çıktım yola. 2. gün itibariyle iliklerime kadar keyif dolmaya başladım.  Sofrasına konuk olduğum  kamyoncuların sohbetini, bir akşam oturduğum aile sofrasının hissettirdikleri, geçtiğim tarlalarda ettiğim sohbetlerin, bisiklet binen çocukların sorularının, misafirine dikkat eden Anadolu insanının bakışlarını hiçbir zaman unutmayacağım. Kamyonculardan öğrendiğim yumurtasız menemenin, ikram edilen çayların tadı, konuk olduğum iftar sofralarının maneviyatı, çay ikram edemeyince üzülen köy kahvecisinin bakışları yolculuğa bambaşka şeyler kattı. En son vardığım nokta babaannemin yanıydı. Babaannem Uluborlu'daki evde yazları tek başına yaşıyor. Ona özellikle söylememiştik tek başıma yola çıktığımı. Sadece bir önceki gün arayıp "Babaanne arkadaşlarla arabayla geçerken beni bırakıp İstanbul'a devam edecekler demiştim" Yoksa aklı bende kalır, belki de uyuyamazdı günlerce..... Onun yanına varıp elini öptüğümde tüm yolculuk tamamlanmıştı işte. 9 gün, 820 km, kolay kolay unutamayacağım insanlar....Biriktirdiğim anılar....
    
    Yolculukta üzerinizde manevi olarak en fazla iz bırakan olay(lar), anı?
     Vardığım anda babaanneme önce çaktırmayıp, sonra anlattığımdaki bakışları. Sivrihisar'da denk geldiğim çocukların tebrik etmesi ve oradaki sürüşümde bana eşlik etmeleri. Son gün geçtiğim köydeki çay ikram edememeden dolayı olan mahcubiyet, "Yalan söyleme sen turistsin" demesi. Sülüklü'de köy misafirhanesine yerleşir yerleşmez "Bizim köyde 1 2 deli var, sen al bisikletini içeri" demeleri, resmen benim iyiliğim için beni gözlemişler.

    En zorlandığınız, çaresiz hissettiğiniz an?
    Çadırımın su geçirmez olmaması nedeniyle yağmur bastırınca Sivrihisar'da pansiyona para vermek zorunda kalmam. Rota değiştiği ilk gün Sülüklü'den hareket edince gözün görebildiği mesafede tek canlının ben olması. Her akşam telefonla konuştuğum ailem konuşmayı uzattığında yorgunluğum artıyordu. Konuşmak yerine yazarak duygularımı daha rahat ifade edebiliyorum.Konuşmaya değil yazmaya ihtiyaç duyuyordum. Çünkü bu yolculuk bir proje olmadığı için anın içinde kalmak, yoğunlaşmak en güzeliydi.

    Yolculuğun sürprizleri nelerdi?
     Yolculuğun benim için ilk sürprizi İznik'te belediyenin hazır kurulu çadırına direk mat uyku tulumumu serip yatmamdı. . En büyük sürpriz olan öğle molamda Ahmet Mumcu'nun bir arkadaşıyla denk gelip, akşamına kendisiyle sohbet etmem. Yolculuk bana en cömert davrandığı an ise Sülüklü'den yola çıktığımda kendimi çok kötü hissederken bir kamyonetin  gelip beni en yakın yol ayrımına kadar götürmesi tam anlamıyla ilaç gibi gelmişti.

    Eksikliğini hissettiğin/iyi ki almışım dediğin malzeme?
  Yanımda fotoğraf makinemi koyabileceğim bir ayaklık olmasını çok isterdim çünkü  fotoğraflarda bir türlü Gri Kelebek (bisikletim) ve ben tamamen yer alamadık. Ayrıca çadırımı tek kişinin kurabildiği, su geçirmez olma özelliği olsa 8 saatlik uyku için para vermem gerekmezdi. İyi ki yanıma gidon çantası almışım, her bisikletimden ayrılışımdan değerli eşyalarımı bir hamlede yanıma alabiliyor, sürüş esnasında haritaya uyurken uyku tulumumun içinde tutabiliyordum. Kaybettiğim hiçbir eşya olmadı.
    
     Yanında bir kişi daha olmasına göre  tek başına olmanın zor yanları nelerdi?
     Yük paylaşımı yoktu. . Bence insanın her ne kadar yanında arkadaşı da olsa, kendi içinde herşeyi olmalı, arkadaşının olası vazgeçmesinde tek başına devam edebilmeli. Gittiğim yerlerde sorulan tüm sorulara ben cevap veriyordum. Çadır yeri sorarken o ilçedeki sorabileceğim yerleri tek tek ben dolaşıyordum    

      Tek başına olmanın kolaylıkları nelerdi?
      Saymakla bitmez, sadece kendimden sorumluydum. Hiçbir zaman kafamda başkasına yetişme, ona karşı sorumluluklar gibi bir düşünce olmadı. Tempoyu, mola anını belirleyen sadece bacaklarımdı. Özgürdüm.
   
       Böyle bir yolculuğun maliyeti ne kadar oldu?    
      Bedavaya içtiğim sular, konuk olduğum sofralar çoktu. Her gün için sabit masrafım bol su,  bol soda, bol ayran oldu. Bunlar da toplamda 150 TL harcadım. Bunun haricinde Sivrihisar'da yağmurdan dolayı Sivrihisar'da konaklamaya 25 TL, bir eczaneden aldığım kaş gevşetici krem, kas gevşetici hap, güneş yanığı kremi, çok faktörlü güneş kremine 77 TL verdim. Çantama İstanbul'da koyduğum yedek depo 1,5 litrelik suyuma hiç gerek kalmadı, Uluborlu'ya vardığımda özlediğim bir insanla paylaştım
      
     Yolculuktan sonra toplumun bu konudaki düşünceleri neler oldu?
      -Tebrik ederim manyaklık ünvanı almışsın
      -Zor olmuyor mu?
      -Annen nasıl izin verdi?
      -Size hiç "Manyak mısın?" diyen oldu mu?
      -Üzerinde bir gram yağ kalmamıştır       
      -Tebrikler...

      Yola çıkacak olanlara tavsiyeleriniz neler?
       Yola çıkmadan önce ne olursa olsun, bisiklete bakım yapmayı öğrenin. Bisikletinize iyi bir şekilde bakım yapın veya yaptırın, tüm parçaları elden geçsin. Yanınıza yeni bir çok faktörlü güneş kremi alın.Kas gevşetici krem ilk yardım paketinizde bulunsun. Beslenme konaklama konusundan B planınız (yedek gıda konserve ton balığı , uyku tulumu, mat, çadır) hazır olsun A planını yola bırakın. Yolculuğumda çadırımı sadece 1 kez kurmam gerekti. Unutmayın ki büyük şehirlerden uzaklaştığınızda tanrı misafiri kültürü halen var. Geçtiğim köylerin birinde misafirhane mevcuttu. Güzergahınızı yola çıkmadan önce kendi içinizde iyice sindirin, yoldayken güzergah değiştirmek hoş değil. Konaklama ve beslenme konusunda en iyi plan yapılmayandır. Neye odaklandığınıza, bakış açınıza dikkat edin, bakış açınızla en zor anda bile mutlu olabilirsiniz. İlk gün o kolay kolay patlamayan lastik patladı. Patladığında ve patlama nedenini öğrendiğimde "İyi ki patlamış" dedim. Çünkü başta olmayan bir sorun daha zor bir noktada beni durdurabilirdi.

6 Ekim 2013 Pazar

1.GÜN İZMİR- ALTINOVA (89km) ( 2 EYLÜL 2013)

    Heyecanla 06:15'te uyandım. Bir önceki günden kalma burun akıntım ve boğazımdaki acının getirdiği grip olma korkusu haricinde her şey yolculuk için hazırdı. Dolu dolu yaptığım kahvaltının üstüne bisikletim Gri Kelebek'i apartmanın önünde yükleyip anneme sıkıca sarıldım. Ardından yakınımda oturan amcamlardan "Allahaısmarladık" demek için geçtim. Bu an hepimiz için ilkti ve tek olarak kalacaktı (zamanın tekrarı yoktur).
   Sahil yoluna inip önce Saat Kulesiyle selamlaşıp Alsancak Garı'nda Urim abilerle (Urim Babacan, Can Küçükler, Burcu Kural) buluştum. Saat 09:30'da bisiklet alınmaya başlayan raylı sistem hattına 09:32'de giriş yaptım. 09:40 banliyö treniyle  Aliağa'ya doğru yolculuğumuz başladı.
   İndiğimizde bisikletleri merdivenlerde birlikte taşıyıp öğlen öncesi hareket ettik. İlk grupla şehirlerarası bisiklet yolculuğuna grip olma korkusu içinde çıkan ben biraz düşünceliydim. Yolculuk için gerekmeyenlerin üstüne gruba uyma gerekliliği eklenmişti çünkü.
   Yenişakran'da yediğimiz öğle yemeğinden sonra Ovacık merkeze girmeyerek Aşağıkırka köyü yolundan devam ettik. Yanından geçtiğimiz rüzgargülleri Don Kişotluğumuzu hatırlattı bize.
    Günbatımına yakın vardığımız Altınova'da bizden önce varmış olan Adnan abi (Adnan BARIM) kamp yerimizi denizin dibinde bulunan İlknur Cafe'nin (4 mevsim açık) arka bahçesi olarak ayarlamıştı. Günün son ışığından faydalanıp hızlıca çadırlarımızı kurup bisikletlerimizi birbirine kilitledik. Gri Kelebek'i ilk kez bir grupla kilitleyişimdi bu, o da benim gibi düşünceliydi.
     Cafe'de yemek yerken bulduğum acı biber turşusunu leblebi gibi tükettim gribal durumuma şifa niyetine. Acı tadı sevmeyen benim için bu zordu, ancak yedikçe kendimi daha iyi hissettirtdi. Üstüne galiba 3. ayranı içtiğimde anca kendime gelebildim.
       Bir sonraki gün 07:00'de uyanıp 07:30'da hareket etmek üzere sözleşip erkenden uykuya çekildik. Bundan sonraki gün 5 kişi olarak devam edeceğiz....
  

5 Ekim 2013 Cumartesi

2.GÜN ALTINOVA- KAYALAR KÖYÜ (KÜÇÜKKUYU) 120 KM (3 EYLÜL 2013)

  Planladığımız saatte uyandık, ancak 07:30'da hareket etmedik. Nedeni gruptaki diğerlerinin denize girmesi. Vücudum suya ihtiyaç duymuyorken yüzmek, çeşmeye kafamı uzatmak bile zihinsel durumumu bozabilirdi. Henüz suya ihtiyacı olmayan ben için bu durum sıkıcıydı. Yolculuğun yoğunluğu sabah olmalıdır bana göre. Pedal çevirmeye başladığımızda tanıştığımız Ayhan abinin bizi götürmesiyle en yakın çay bahçesinde sıkı bir şekilde kahvaltımızı ettik. Çay ücretlerini bize çaktırmadan ödeyen Ayhan abiye teşekkürle pedallar döndü, gün hedefi Ayvacık (saat10:40).
 Güne geç başlamak önceleri öğlenleri dinlenerek geçiren beni baştan düşündürttü. Bir lastik patlağında verdiğimiz kahve molası haricinde mola vermeden devam ettik. Edremit'ten geçerken önünden geçtiğim tatil köyü beni geçmişime götürdü. Ailecek tatil yaptığımız yerin tabelasıydı burası. Kaç yıl olmuştu? 12..... 12 yıl öncesi, ben, benim içimdeki ben, değişen yaşam, dünya......Ve çekirdeği aynı kalan ben. O yıllarda da düşüncelerim farklıydı ama şuan düşüncelerimi hayallerimi yaşıyor olmak ayrıca mutluluk verici. Yıllar ne zaman geçti.

   Ara vermeden devam ettik. Akşamüstü Zeytinlibağ'da bir kahvede karpuz peynirle yediğimiz öğle yemeği hepimizi serinletti.Burada günün gidişatına göre geceyi Urim abi ve Can abinin tanıdığı olması nedeniyle geceyi Kayalar köyünde geçirmeye karar verdik.
  Küçükkuyu merkezi geçtikten sonra Assos sapağından devam ettik.Hava kararıyordu. Devamında girdiğimiz Kayalar köyü sapağında hava tamamen kararmıştı ve sapaktan sonrası olan 4 km rampaydı. Zifiri karanlıkta eğimini tam göremediğim rampaları çıkmak bu güne özeldi. Ön farım yeteri kadar aydınlatmayınca kapatıp, güneş gözlüğümü çıkarıp yıldızların ışığında devam ettim. Zamanla gözüm alıştı. Grup tempoya göre önden Can ve Adnan abi, ortada ben, arkada Burcu ve Urim abi olmak üzere 3 parça halinde hareket ediyordu. Çünkü herkesin temposu farklıydı. Önümdeki veya arkamdaki grubun ne sesinden ne de ışığından bi haber çıktım rampaları. Yer yer Gri Kelebek'i iterek devam ettim.
  Köye vardığımda sırtım sırılsıklamdı. Hiçbir yere kilitlemeden denk gelen bir duvara dayadım bisikletimi. Köy kahvesindeki küçük tüpte yapılan ton balıklı makarna lezzetliydi. Üstüne sohbet ettiğimiz Arif dayı (kahveci) köyün ahlaki ütopikliğini, huzurunu anlattı. Böyle şeyler en fazla masallarda olabilirdi kapılar kilitlenmez , konuşmalarda belli bir adap vs....
  Köy kahvesi boşaldığında sandalyeleri birleştirerek yaptığımız uyku tulumu yerlerinde güzel uykumuza çekildik. Açık havada uyumaya önceki turumdan alışık olan ben balkondaki sandalyeleri birleştirdim. Hazır hava tertemizken vücudumun gece boyu oksijene doydu.......

4 Ekim 2013 Cuma

3.GÜN KAYALAR KÖYÜ - BOZCAADA - ÇANAKKALE (62KM) (4 EYLÜL 2013)

  Manzaraya bakarak uyandım. Hemen kahveyi eski haline getirip manzara eşliğinde keyifli bir kahvaltı yaptık. Kahvaltının üzerine biraz daha oturup müsaade istedik. Yolcu yolunda gerek.
  Önceki gece çıktığımız rampaların devamını çıkarak ana yola çıktık. Gözüm yeşile doydu. Anayola çıkınca Ayvacık'a varmamız çabuk oldu. Bir çay molasının üstüne tam pedal devam ettik.
  Geyikli yol ayrımında gruptan ayrılıp tempomu artırarak arabalı vapura koştum. 18 km mesafe rampa çokluğu nedeniyle bitmedi. Kilometre sayacına her baktığımda 30 dakika var görünmekteydi. Son dakikalarda tempomu artırarak yetiştim arabalı vapura. Hatta öyle ki bilet alırken öğrenci olduğumu söylemediğim için 2,5 yerine 6 TL ödedim. Vapur inişimde tanıştığım bisikletiyle gezen Arda'yla tanışmak güzeldi. Onun da benim gibi İstanbul'da öğrenci olması dünyanın küçüklüğünü anımsattı.
  Varır varmaz önceden rezervasyon yaptırdığım akşam için Çanakkale'ye deniz otobüsü biletimi aldım. Ardından gezmeye "Yerel Tarih Araştırma Merkezi Müzesi"yle başladım. Müze görevlisinden duyduğum "Gezecek bir yer yok" cümlesi vakit azlığıma sevinmemi sağladı. Kale, sokaklar, farklı mimari yi gezmem çabuk oldu. "Ayazma Plajı"nı duydum, ancak denize girme niyetim olmadığı için gitmedim.
  Akşam saatinde bindiğim deniz otobüsü bir bisikletli olarak daha özgür olduğumu hatırlattı. Bozcaada'ya arabayla gitmiş olsam dönebileceğim tek yer Geyikli olacaktı. Bisikletli olduğum için aynı yerden tekrar geçmedim. Çanakkale'ye vardığımda hava kararmıştı. Daha önceden internetten gönderdiğim mesaj sayesinde buluştuğum Selim ağabeyle sohbet keyifliydi. Oradan geçtiğim Çanakkale Devlet Hastahane'si bahçesindeki kamelyada huzurlu uykuma çekildim.

3 Ekim 2013 Perşembe

4.GÜN ÇANAKKALE - SİNEKÇİ (118 km) (5 EYLÜL 2013)

  Uyandığımda hava serindi. Tam hareket edecektim ki işine bisikletiyle gelen Murat ağabeyin sabah çayına konuk oldum. Emekli öğretmen olan Murat abi, keyifle eğitimini aldığı hastane bahçesinin toprak işleriyle uğraşıyor.Sohbetine doyum olmadı, beni oğlu gibi gördü resmen.  Tam hareket ederken telefon numaramı istedi, varınca aramamı tembihledi.
  Çanakkale'den ayrılmadan önce Truva atıyla tanıştırdım Gri Kelebek'i. Tahta at savaşta kullanılmış, demir atlarla daha barış içinde, daha temiz olacak dünya.  
  Şehirlerarası yola çıktığımda ilerlerken manav Ahmet abiyle tanıştım. Benim için çay demledi, yediği yemekten zoraki yedirdi. Bakışları o kadar doluydu ki gözümü ondan ayırmak istemedim. Denizin tam karşısında şehit düşen dedelerimizi andık onunla birlikte. Nasıl da seve seve gitmişlerdi Çanakkale'ye..... 98 yıl önce ve tam karşı kıyıda.....
  "Diyelim ki dövüşülmeye değer bir şeyler için savaştayız/ Daha o gün ilk hucümda kapaklanıp ölmek de mümkün/ Büyük bir istekle bileceğiz bunu/ Ve büyük bir hınçla merak edeceğiz/Belki de yıllarca sürecek savaşın sonunu  " NAZIM HİKMET "YAŞAMAK" ŞİİRİNDEN
 Devam ettiğimde her pedalda başka olaylar geçiyor aklımdan ve gözümü alamadım karşı kıyıdan.  
 Öğlemolamı verdiğim Gürecialtı kasabasında tanıştığım Fransız gezgin çift yolculuğun yaşı olmayacağını hatırlattı. Bayan 54, bay 62 yaşında; Fransa'dan tam pedal gelmişler. Bunun için çalıştıkları yerden 7 aylık izin alarak çıkmışlar yola. Bundan güzel dinlenme olamaz zaten.
   Bir yol kenarında tanıştığım polislerden aldığım fikirle akşam için çadır yerimi Baştur Petrol olarak kesinleştirdim. Yola devam ettiğimde yol çalışmalarına tekrar sevindim , 2 şerit benim.
  Ağzımdaki kurabiyeleri ıslatmak için çayımı içtiğim Üçyol Cafe (Biga/Çanakkale) nereye gidersem gideyim aslında uzaklaşamayacağımı hatırlattı (İzmir Üçyol'da büyüdüm). Biga'dan geçerken tanıştığım resimdeki arkadaşlar özellikle bu fotoğrafı herkese göstermemi istedi, "Merak ederlerse buradayız, bizimle tanışabilirler" diye ekleyerek.
  Günbatımına yakın vardığım Baştur Petrol'e vardığım gibi çadır müsaadesi aldım. Kamelyanın yanına kurduğum çadırıma hızlıca yerleştim.Telefonuma baktığımda sabah tanıştığım Murat abinin aradığını gördüm. Nasıl da hızlı bağlanıyor insanlar birbirine. Aradığımda öğrendim ki beni merak etmiş.
  Çorbanın yanına aldığım fazlaca ekmeğin yanına ton balığımı katık edip karnımı doyurdum. Bacaklarımın ağrısından basamak çıkmakta zorlanıyordum, ancak tek başınalığımın tek olumsuz yanının bu olması tercih edilirdi....

2 Ekim 2013 Çarşamba

5.GÜN SİNEKÇİ - BANDIRMA - İSTANBUL (75 KM) 6 EYLÜL 2013



  Erkenden uyandığımda bacağımdaki ağrı beklediğimin aksine geçmemişti. Mola tesisinde aynı zamanda kamyon ve otobüsler de duruyor olması nedeniyle gece saatlerinde çadırın içi zaman zaman gündüz gibi aydınlık olmuştu.Gece bu nedenle birkaç kez uyandım. Hatta birinde dışarı baktığımda kamelyada otobüs molasında oturan insanlarla denk geldim. Ben onlara bakınca onları anlayabiliyordum ama onların bana bakışı farklıydı.
  Tam çay tost la kahvaltımı yaptım, kamyoncu bir abi "Yanında biri olsa iyi olmaz mı?, Canın sıkılıyordur" demişken yanıma 2 arkadaş geldi (Baran ve Şahin). Biraz sohbet sırasında bunun onları ilk turu olduğunu, aynı yere gittiklerini, yanlarında olmayan mat ve uyku tulumundan dolayı geceyi çok zor geçirdiklerini öğrendim.
  Rampalar birbirini takip etti. "Bu son", "Bu son" diyerek gidiyorduk. Benim ve Baran'ın patlayan birer lastiğimiz molalar oldu. Bandırma giriş tabelasını gördüğümüzde hissettiğim  çok şey vardı. Tek sıkıntımız tabelanın iniş rampasının tam ortasında olmasıydı. Deniz otobüsü iskelesini yukarıdan gördüğümde Gri Kelebek sanki demir attan, kanatlı at a terfi etmiş gibiydi.
  Deniz otobüsü iskelesinin önünden Bandırma'dan arkadaşım Cihan'la buluşup hızlıca biletlerimizi aldık. Üstüne yediğimiz dürüm adeta midemi dolduruyordu. Yemek yemeden önce koktuğumu hissetmeye başladım. Galiba kendimin kötü koktuğunu fark etmem için öncelikle normal kokunun ne olduğunu fark etmeliydi burnum. Yolculuğun başından beri ilk kez kendi kokumdan rahatsızdım.
  Feribota bindiğimde her şey nerdeyse bitmişti. İlk bisiklet turumun başladığı yerde 2. turum bitiyordu. Feribottan inip tam tempo eve ulaştığımda yolculuğumdan bahsettiğim komşularım adeta alkışlıyordu.
  Eve varınca hızlıca eşyalarımı boşaltıp duşa koştum. Vücudum belki de ilk kez bu kadar özlemişti sabunu ve suyu. Evde beni karşılayan dostum Ender'le gidip güzel bir yemekle kutladık 2 Bisiklet Turumun tamamlanmış olmasını. Uzun zaman beklemiş, sabretmiş, muradıma ermiştim......
  Darısı nice yolculuklara.......